Gezelim-Görelim

27 Mart 2017 – 06:00

 
                                                             

Devamını oku »


KAĞNI

01 Ocak 2012 – 08:12

Kağnı;İki tekerlekli, tekerlekleri dingile bağlı çift öküz veya camızla çekilen ekseriya yük taşımada kullanılan arabadır. İnsanların tekerlekleri yapıp kullanmasından sonra kağnı tipindeki arabalar onun en büyük yardımcısı olmuştur. Kağnılar; teker, kağnı evi ve boyunduruk olarak 3 parçadan meydana gelir. Tekerin çerçevesine 1 cm. kalınlığında 2-3 cm. genişliğinde demir çember kızdırılarak geçirilir. Böylece tahta tekerleğin kısa zamanda parçalanıp elden çıkması önlenmiş olur. Tekerlekleri birleştiren dingil üzerine oklar ve bu okların üzerine de kağnı evi tabir edilen kısım oturtulurdu. Boyunduruk ise hayvana kayışla bağlanan kısımdır. Kağnıyı idare eden kimse ayakta veya oturarak, elindeki 2 metre boyundaki meses veya üvendere  adı verilen ucu nodullu (sivri demir) değnekle öküzleri yönlendirir. Yapılan kazılarda tekerlekli arabalara ilk defa milattan 4000 yıl önce, Sümer ülkesinde rastlanmaktadır. Buradan Anadolu yolu ile Avrupa’ya yayılan tekerlekli arabalar, M.Ö. 2000 yıllarında İskandinavya’ya kadar ulaşmıştır. Kağnı sözüne, Orhun Yazıtlarında rastlanmaktadır. Bu bakımdan kağnının, Türkler tarafından kullanılması çok eskidir. Uygurcada boyunduruk kayışı tabiri geçmektedir. Anadolu’da yüzyıllardır kullanılan kağnı, özellikle İstiklal Harbinin sembolü haline gelmişti. Anadolu’nun bazı yörelerinde hala kağnılara rastlanmaktadır.


GÜNEŞ ENERJİSİ KULLANIMI

01 Ocak 2012 – 08:11

Güneş enerjisi
 Bildiğimiz gibi dünyanın en büyük enerji kaynağı güneştir. Çevreci enerji kaynakları üretmek isteyen bilim insanları güneşin sahip olduğu sonsuz enerjiden yararlanmak istemişlerdir. Bunun için çeşitli teknolojiler geliştirilmiştir.Güneş enerjisi sistemleri çevreye zararlı gazlar vermeyen, tükenmeyen bir enerji türüdür. Çevreye zarar vermediği, tükenmeyen ve çok ucuz bir enerji kaynağı olduğu için güneş enerjisinin kullanımı gün geçtikçe yaygınlaşmaktadır.Günümüzde güneş enerjisinden geniş ölçüde yararlanan iki sistem vardır. Bu sistemlerin biri güneşin ısıtma etkisinden yararlanarak sıcak su üretir: Diğer sistem ise ışığın taşıdığı enerjiyi elektrik enerjisine dönüştüren sistemlerdir. 
 
 Elektrik üreten sistemler

Fotovoltaik sistemler(PV) olarak da anılan bu sistem güneş enerjisini elektrik enerjisine dönüştürürler. Işık foton ismi verilen küçük taneciklerle yayılır. Bu tanecikler belirli bir enerji taşırlar. Taşınan bu enerjiyi bitkiler fotosentezde, kolektörler su ısıtmada, güneş panelleri ise elektrik üretmede kullanır. Güneş pillerinde kullanılan yarı iletken maddeler güneş ışığına duyarlıdır. Işık bu malzemelerin üzerine düştüğünde ışıktaki enerji eksi yüklü elektronların hareket etmesini sağlar. Bu hareket de bir elektrik akımı oluşturur. Güneş panelleri hergün artan bir yaygınlıkta kullanılmaktadır. Güneş pil ya da panelleri elektrik şebekesinden uzak bölgelerde, bedava elektrik sağlamaktadır. Bununla beraber çevreye zarar vermeden enerji kullanmak isteyen birçok kişi güneş panellerini tercih etmektedir.

Güneş enerjisinin üstünlükleri
– Güneş enerjisi tükenmeyen bir enerji kaynağıdır.
– Güneş enerjisi, arı bir enerji türüdür. Gaz, duman, toz, karbon veya kükürt gibi zararlı maddeleri yoktur.
-Güneş, tüm dünya ülkelerinin yararlanabileceği bir enerji kaynağıdır. Bu sayede ülkelerin enerji açısından bağımlılıkları ortadan kalkacaktır.
– Güneş enerjisinin bir diğer özelliği, hiçbir ulaştırma harcaması olmaksızın her yerde
sağlanabilmesidir.
– Güneşi az veya çok gören yerlerde biraz verim farkı olmakla birlikte, dağların tepelerinde vadiler ya da ovalarda da bu enerjiden yararlanmak mümkündür.
– Güneş enerjisi doğabilecek her türlü bunalımın etkisi dışındadır.Örneğin, ulaşım şebekelerinde  yapacakları bir değişiklik bu enerji tümünü etkilemeyecektir.


KALAYCILIK

01 Ocak 2012 – 08:10

Kalayın yumuşak ve kolay şekil verilebilir bir maden oluşuna paralel olarak insanlık tarihinde M.Ö.3000’li yıllara kadar uzanan bir geçmişi söz konusudur.Hava ile teması sonrasında kolay oksitlenmez.Bu yönü ile korozyondan korunması gereken eşyalarda kalaya çokca başvurulmasına neden olan en önemli özelliğidir. Eski dönemlerde  Türkler, bütün ihtiyaçlarını el becerileri ile karşılayarak hayatlarını devam ettirmekte idi. Kalaycılık da bu becerilerden biriydi. Türkler yemeklerini  kalaylı kaplarda pişirmeye özen göstermişler, yoğurtlarını kalaylı kaplarda mayalamışlar, düğün yemeklerini kalaylı leğenlerde ve kazanlarda pişirmişlerdir.Özellikle geçmiş yıllarda kullanılan bakır kap ve kacaklar havayla temas etme neticesinde oksitlenerek içinde bulunan yiyecek ve içeceğin kısa sürede bozulmasına neden olmaktaydı. Bu  nedenle büyüklerimiz  bakır kapların kalaylı olmasına son derece itina gösterirlerdi.Köyümüzde bakır kapların kalaylamasını işini rahmetli İbrahim abi(Rahmetli göde Osman emminin oğlu) yapardı.Zamanla bakır kaplar yerini cam ve çelik kaplara bıraktıktan sonra bu sanatta yok oldu.


ESKİLERDEN BİR DEMET

01 Ocak 2012 – 08:09

                                ESKİLERDEN  BİR  DEMET

                          (Merhum İbrahim Özcan’ın anı defterinden-Mart 1987)

Babam İsmail Özcan’ın geçmişteki anılarını buraya kaleme alıyorum.Babası avratoğlu Mehmet annesi yani nenem Aynı hatundur.Alaybeyler kızıdır.Aynı hatun nenem ilk defa avrat oğlu Mustafaya gelir(evlenir). Mustafadan 2 çocuğu olur.İbrahim ve Emine Ortaoğlu  ve  eşi Mustafa ölür.Nenem dul kalır ve kayını olan avratoğlu  Mehmetle ikinci evlilik yapar.Babam İsmail Özcan, Hacı Bekir, ve Köse Mehmet ismi ile 3  tane çocuğu olur.Babam yetişir ve doğumu 1311 (1895 yılı) olduğuna göre evlenme çağına gelir.Bu arada kardeşi Hacı Bekir ve Köse Mehmet ölür. Daha sonra dedem Avratoğlu Mehmet, Fatma Hatun ile evlenir.Bu evlilikten Halil(Dr. Ayhan Özcanlı’nın dedesi) ve Ayşe(Ali ağanın ikici eşi)olur.Geçen bu zaman zarfında babam evlenmek çağına geldiği  ve evlilik yapmak için zamanın kanunlarından yararlanmak ister.Kanunlar şöyle idi,öksüz kız almak ve  diğer kazadan bir kız ile evlenmek işi olursa o evlenen askere alınmaz imiş.Bunun için annem Durdu Fadıma İğci(Özcan) de Osmaniye yani Cebeli Bereketli olması sebebiyle ayrıca kökten akrabalıkları da sözkonusudur.Bunun için annemle evlenmeye kavil edilir.iş biter annemle evlenirler.ne varki o yıl Cihan Harbi(1nci Dünya savaşı)patlak verir.zaten geçen zamanlar harp devam edip dururken ikinci harp yani cihan harbi başlar.Seferberlik ilan edilir.O zaman babam İsmail Özcanın kardeşleri olan yani hem amcaoğlu ve kardeşi yani avratoğlu Mustafadan olan, nenemin büyük oğlu İbrahim asker olur ve tahsil durumu rüştiyeli yani lise muadili, ikinci kardeş yani üvey anneden olan kardeşi Halil ,Yusuf Özcanlı’nın babası(Dr.Ayhan Özcanlı’nın dedesi)oda asker olur.Bu sebeble babam İsmail Özcan tek kalır.Ozaman harp şiddeti ile devam eder. Savaş Türkiyenin güney hududunda bulunun Mısır ve Yemen de İngiliz ve Fransız  orduları ile  devam eder.

HALİLİN ŞEHİT OLUŞU (Dr.Ayhan ÖZCANLI’nın dedesi)

Anadoludan  alınan askerler bu uzak diyarlara sevk edilir.Babamın kardeşleri Halil, Yemene, İbrahim de Mısır Süveyş Kanalına gönderilir.Yemene sevk edilen Halil yaya olarak, İbrahim ise vapurla sevk edilir.Yaya giden sevkiyat Şamdan ileri vardıkları an oranın çapulcuları ve İngilizlerin kandırmış olduğu vatan hainleri, silahsız ve bıçaksız olarak giden vatan evlatlarına gece geç saatlerde hücum ederler.Neye uğradığını bilmeyen yorgun argın sevkiyat dağılır ve o hainlerde fırsat değerlendirir.Her ellerine geçen silahsız ve bıçaksız vatan evlatlarını öldürür elbise ve paralarını alırlar.Bazılarının karınlarını eşerler para ararlar.İşte Halil de orada o hainlerin saldırısında şehit olur. O hengameden(karışıklık) canını kurtaran ve kaçıp vatana gelenler böyle anlatmışlardır.

Halil ile ilgili  söylenen  ağıt(ilave edildi)

Fırat suyu çatal köprü

Ağ Halilim geçtimi ola

Gölüğünü (yük hayvanı at, eşek) el yükletmiş

Ayşe kızım göçtü mü ola

 

Sarı yağıza meyilli

Halil benzer doğan aya

Adını, Yusuf Kenan vurdu

Sevemedi doya doya

NOT: (Dr.Ayhan ÖZCANLI’nın dedesi Halil; oğlu(Yusuf ÖZCANLI–Dr.AYHAN ÖZCANLI’nın babası) doğduktan 30-40 gün sonra, askere gider.Yeni doğan oğlunun ismini Yusuf Kenan (Dr.Ayhan ÖZCANLI’nın babası Merhum Yusuf ÖZCANLI) koyar.Daha sonra savaşta şehit olur.

İBRAHİMİN ŞEHİT OLUŞU

İkinci kardeş İbrahim Süveyş kanalında İngilizlerle çarpışır ve zaman zaman düşmana en ağır  darbeyi indirirlersede bütün balkan ülkeleri Türkiye üzerine yüklenirler.Bu durumda vatanın tamamı kaybetmek sözkonusudur.Durumun vahametini sezen Türk kumandanlar o zaman vatan evlatlarını vatanda şehit olması için orduları Türkiye topraklarına çekmeyi düşünürler. Zatende hainlerin gözünün boğazlarda olduğunu sezen Genelkurmay hemen Tunus,Fas,Cezayir ve Süveyş kanalındaki birlikleri Çanakkale Boğazı müdafasına çekilmeye karar verir.İşte o zaman Süveş Kanalında çavuş rütbesinde askerlik  yapan amcam İbrahim de ordu ile birlikte vapurlarla Anadoluya gelir.Gelirken hediye olarak 1 adet hicazdan tas ve birazda kına alır kardeşi evine gönderir.Gönderme işi şöyle olur. Harpte yaralanmış ve hava değişimi verilmiş bir arkadaşına emanet eder. Vapur Mersin limanına yanaşır ve buraya inecek olan yaralı ve harp malüllerini indirir.İşte amcamda emanetlerini ve 1 adet mektubunu Mersin limanından gönderir.Mektubunda Çanakkale Boğazı harbine gittiklerini yazar yazar ama gidiş o gidiş nihayet Çanakkaleden 1 mektup daha yazar bu mektupta elden  getiren yine yaralı bir asker şöyle anlatır.İbrahim filama çavuşu idi. Denizden çıkan düşman hakkında birliklere mors yazdırma(gerideki birliklere işaretle düşman hakkında bilgi verme)usulü ile haber vermekteydi.Nihayet düşman günlerce sahili denizden bombalar ve  dağlarda aç susuz kalan Türk kahramanları ve amcam da aç ve susuz günlerce düşman ateşi altında dayanır.Nihayet dağ başında bir su birikintisi bulurlar ve içmeye başlarlar.Birkaç pança(avuç)içtikten sonra bakarlarki suyun içinde bir şehit asker cesedi görürler ve amcam bundan tiksinir(etkilenir) aniden rahatsızlanır ve hastaneye düşer.Hastaneden bir hemşerisi vasıtasıyla durumunu memleketine giden  yaralı  bir asker ile bildirir ve amcam İbrahimde hastanede şehit olur.

BABAM İSMAİL ÖZCAN’IN ASKERLİK GÜNLERİ

Nihayet Babam İsmail Özcanda askerlik çağı geldiği için şubeye başvurur ve geride yazmış olduğum kanunlardan yararlanmaya çalışırsada o kanunlar iptal edildiği için askere davet edilir. Daha önce askere giden kardeşlerinin şehit olması babamında gözünü korkutur.Ailede tek kalması nedeniyle askere gitmemek için çare arar.Nihayet şubeye varmaz kaçak durumuna düşer.Nihayet daha sonra teslim olur Erzin şubesinden sevk olunur.Tekrar askere götürmezler bırakırlar.O yıllarda Almanların nezaretinde yapılan İstanbuldan gelip Haleb’e giden  demiryolunun Gavur dağlarında tunel açılması için geri hizmette çalışmak için insan toplarlar bu topluluğun adına kumpanya derler.İşte babamda bu kumpanyada çalışmak için başvurur ve kumpanyaya çalışmak üzere yazılır. Osmaniye bahçe köyünden Ali Poyrazoğlu kumpanyasına dahil olur. Oradaki görevi dağdan kestikleri çam ormanlarından tomruk ve lataları atlarla demir raylarının altına döşemek üzere Mamuriyen ve Haruniyeye getirirler. Nihayet bir iki yıl geçmeden tunel delinir.Halep yolu açılır.Babamın orada işi biter yine köye döner. İç  hizmet yapmak için sivil, parasız Jandarma yazılır.2 Yıl Jandarmalık yapar Abilisli ve Tozlu köylerinde bulunur.

ERMENİLERİN BÖLGEDEKİ FAALİYETLERİ(1919-1920)

Bu zaman zarfında memleketin her tarafına hükmeden ermeniler Devletin zayıflaması ve dış mihrakların da teşviki ile her kazada(ilçe) azıtırlar.Toplu adam öldürmek,fakir fukaranın askere gitmişlerin,yetimlerin mallarını  zorla ellerinden almak ,tarlalarını zorla sürmek gibi azgınlıkları boy boy sürmektedir.Bazı nüfuzlu ermeniler köylerde çiftlik yapmak kasti ile birçok kimsenin arzisinide elinden alırlar.Bazı kimselerle dostluk kurarlar bazen para verirler iki üç kez ödetirler halkı canından bezdirirler.Bazen köyden hali vakti yerinde olan kişiler öldüğünde hemen 10-15 arşın bez alıp gelirler ‘Aman bu adam benim ahbabım idi benim kefenimi sen alacaksın demişti işte bende dostumun sözünü yerine getiriyorum’der ve sözde sadakat gösterir imiş.Geride kalan karısı  çocuklarıda bu sadakatli ermeni dosta karşı ne yapacaklarını bilmezlermiş.Zaten kurnaz ermeni bir iş karşısında bir iyilik yapmış görünür ve köydende kendine yardakçılık yapması için bazı özel muhbirler bulundururlar imiş.İşte bu art niyetli yardakçısı durumunu iyi bildiği köylü ve komşusunun durumunu hemen ermeniye haber verir işte kefenini aldığın dostunun çocuklarının durumları kötü birkaç kuruş ver iyi bir öküzü veya ineği ayrıca güzel verimli bir arazisi var onları ellerinden al dermiş.İşte ermeninin beklediği anda bu an imiş.Ermeni ve yardakçısı vasıtasıyla dostum dediği zavallının karısına bir haber gönderir acilen kocasının veya çocuklarıysa onlara babanızın bana olan borcunu hemen ödeyin der imiş.Ayrıca ermeninin yardakçısı gelir falan ermeni dostunuz babanızın ona olan borcunu acilen istiyor yoksa sizi kadıya şikayet edecek ve birazda fazla borç gösterir. İşte bu borcu karşılayamayan zavallı köylü ne yapacağını şaşar vermemek için çare ararsada şikayet kadıya olur ve kadıya gidilir.İşte laf bilen kurnaz ermeni cebinden çıkardığı borç listesi bir hayli kabarık olur.Zavallı köylü her nekadar da kadıya borç bu kadar değil desede kadı efendi ermeni yalanmı söylüyor der kurnaz ermeni haşa kadı efendi babaları sağ olsada hakikatı o bilir bunlar çocuktur veya kadındır bilmezler bunlara iyilik ettim dostluk yaptım babasınında kefenini ben sardım der kadıyı da kandırır.Kadı efendi o köylü garibana derki ermeniyi dışarı çıkarır içerideki köylülere oğlum Allah gavura borçlu etmesin babanızın öbür dünyada haşa vekellam dinine sarılır der.zaten müslüman din denince korkar olmuş atasını borçlu yatırmamak için peki ne isterse verelim der.İşte ermeninin beklediği zaman gelmiş kadı efendi borçlarının olduğunu kabul ediyorlar işte sizde şahitsiniz der ve kadının huzurundan dışarı çıkarlar.Ermeni yanındaki yardakçısı ile pazarlığa başlar öküz ,inek ,falan yerdeki tarla derde bir daha demez borç sahibi ne yapacağını bilmez malını mülkünü vermek istemez lakin devletin kadısı ,jandarması ,kanundan korkan köylü eninde sonunda ermeninin isteğine boyun eğer öküz,inek ,tarla gider yardakçıda bundan bir aferin alır.Köye gözü yaşlı dönen zavallılar öküzü,ineği ve tarlayı ermeninin adamına teslim eder.İşte zulüm böyle aman bilmez devam eder. İçi yanan ve yok yere malı elinden giden köylü,öksüz ve yetimler birkaç yıl sonra gelişir içinden çıkmayan mal mülk acısını unutamaz… Dönelim Çanakkale harbine düşman memleketin her yanında faaliyet gösterir işte ezeli düşmanımız olan Ruslar fırsat kollar kendi emeline uygun bulduğu hain ermenileri eğitir ve Türkiye içine salar .Yer yer katliamlar başlar.Burada sözünü ettiğimiz katliamlarda çok acı olaylar yaşanmış. Ermeniler tarafından vahşice katledilen yerleri siz okuyucularıma yazmadan geçemeyeceğim. 1.Hacın   şimdiki ismi Saimbeyli ilçesi,2.Tufanbeyli ilçesinin Şar köyü(ermeni köyü), 3.Şivilgin, 4.Maraş vilayeti Bertiz köyü,5.Maraş vilayeti Zeytin köyü,6.Andırın kazası Geben köyü olmak üzere buradaki Müslüman ve Türk halkını topluca katledip yakıp yıkan Ermeniler zamanla diğer kazalarda  da azıtırlar.İşte bu arada kazamız Kadirli eski adı Zülkadiriye,Kars pazarı gibi isim değiştirmiş olup bu bu dönemde ilçemizde Ermeniler zaman zaman azıtırlar.Geride yazdığım gibi içi yanmış öksüz çocuklar artık delikanlı olmuşlar askerden kaçan ,yaralı gelen her kim varsa bu hain Ermenilere karşı iç mücadeleye başlarlar.zaten ödlek olan hainler bir cesaret ve mukavemet göstermeden daima gölgesinde yaşadıkları Fransız ve İngilizlerin koltuğuna sığınmayı uygun bularak güzel Kadirlimizden bir gece ansızın kaçar gibi Adana’ya varırlar. Zaten Adana ‘da Fransız müstemlekesine girmişti  o anda Fransız idaresinde idi.Her ne kadar gitselerde gözleri Kadirlide idi.Şimdi geri dönüyorum babam İsmail Özcan’ın hatıralarına ve naklettiği başından geçen maceralarına…

DÜŞMANA KARŞI TEŞKİLATLANMA

Daha önce kumpanyada ve Jandarmada kaldımsada askerlikten kurtulamadım.Yine askerlik başta geliyordu.Ordularımız terki silah etmiş ve her yerde ermeni,yunan ,İngiliz,Fransızlar hüküm sürüyordu.Memlekette vatanına sahip vatan evlatları Mustafa Kemalin öncülüğü ile ordu kurulmuş çete teşkil edilmiş zaman zaman düşman taciz edilmeye başlanmıştı.O zamanın ileri gelen gün görmüş adamları her köyün varlıklı adamlarına silah temin ettirip düşmanı taciz etme görevi planlanıyordu.Böylelikle köyümüzde bu vatan hizmetine koşmak üzere el birliği yaptık.Ali Sağmen (Avratoğlu Ali ağa-Cemal Sağmenin babası)vasıtasıyla birkaç silah temin ettik silahlar Alman mavzeri patentli idi ve 150 mermi ile silahları aldık ve böylece çete kurulmaya başladı.Teşkilat şöyle idi 3 veya 4 köyün idaresi bir çete komutanına verilmiş olup Kadirli köyleri şu şekilde teşkilatlanmışlardı.

1.Abilisli yani mecidiye köyü, Kesikkeli köyü,çete başı Nuri çavuş  ve Çerkez Kerimin abisi Özdemir

2.Tatarlı Bölüğü: Eşkiler, Karabacak ,Tatarlı, Vayvaylı , köyü olmak üzere Tevfik Coşkun ve Hüsnü Coşkun Tatarlı bölük ve takım komutanı idi.Bunlar zamanla ordudan teğmen olarak ayrıldıkları için Tevfik Coşkun bölük komutanı,Hüsnü Coşkun takım komutanı olarak görevlendirildi.

3.Bozdoğan Bölüğü: Endel,Hemite,Bozkuyu,Cığcık,Kırmacılı,Kesmeburun köyleri, Bölük komutanı Hacı Bey (Bozdoğanların babası)

4.Dağkolu Çetesi:Çiyanli,Bekereci,Karatepe köyleri  Tekerek Halil Efendi komutasında

5.Kadirli şehir içi, Halit Ağalar köyü,Çınar köyü teşkilatı Komutanı Osman Kara(Kamil Kara’nın babası)komutasında. Böylelikle bütün köyler gruplar halinde düşmanı yer yer sıkıştırıp taciz bırakıp vatandan kovmayı planlamıştı.

Kadirliden kaçan ermeni ve Fransızlar Adana ile Ceyhan ve Osmaniye kasabalarına sığınmışlardı.Gayeleri Tufanbeyli,Saimbeyli ,Kozan gibi dağlık yerdeki ermeni ve fransızlarla birlikte toplanıp topyekün kaçmaktı.Bu durumu sezen Türk çeteleri düşman güçlerini daima sıkıştırıyorlardı.Burada belirtmek istediğim esas nokta Hacın yani Saimbeyli ilçesi oradaki ermeniler 400 müslüman Türk ailelerini haince katletmeleri bardağı taşırmıştı.Günlerce müdafa edilen edilen Hacın bir türlü düşmandan temizlenememişti.Fakat durmadan düşman taciz ediliyordu.İşte ben ve bulunduğum Tatarlı bölüğü Coşkun bey komutasında olarak Ceyhan ilçesinin Küçük Mangıt köyünde karargah kurmuştuk askerimiz aç susuz durmadan Ceyhandaki düşmanı rahatsız ediyorduk.Bir gün temmuz ayı içinde idi açlık nedeniyle Coşkun beye rica edildi.Evini harmanını terk edip gitmiş köylü yani düşmanın şerrinden dağlık bölgelere kaçan köylülerin harmanından bir tanesini patos ile çekip askere erzak temin etmeyi düşünerek Coşkun beye bilgi verdik .Coşkun beyde o köyün yani çiftliğin sahibi Osman ağaya haber saldı.Harman çekmek için ricada bulundu isede Osman ağaya giden posta yanlış ifade ile Coşkun beyi kızdırmış olmalı ki postayı geri Osman ağaya gönderdi ve Osman ağayı karargaha getirtdi.Osman ağayı tuvalete hapis ettirdi ve başına nöbetçi koydu.Bu arada öğle olmuştu bir atlı posta geldi Coşkun beye bir mektup verdi.Coşkun bey mektubu okudu bizi yani askeri içtima etti.Dediki Tufan bey yani Osman Tufan bey geliyor karşılama töreni yapılacak dedi ve nihayet Tufan bey geldi askeri denetledi  ve Coşkun beylede tokalaştı.Görüşmek için karargaha gittiler.O arada tuvalet nöbetçisini gören Tufan bey tuvaletteki hapis kimdir diye sorduğunda çiftliğin sahibi yani o arazilerin sahibi Osman ağa cevabını aldı ve ani olarak tuvalete yürüdü ve tuvaletin kapısını tekme ile vurarak kırdı ve tuvaletten Osman ağayı çıkardı özür diledi Osman ağaya sordu niye Coşkun beyle çelişkiye düştün dedi .Osman ağada Tufan beye hitaben Tufan bey Coşkun bey beni anlamadı.Ben bunca varlığımı bu vatana vermeyi bir borç bilirim Coşkun bey bana haber salmış bende dedimki düşman askerleri motor ve patoslarımı hep kırdı yaktı ne bir sağlam patos var ne bir çalışır durumda motor va bu meyanda patos kayışlarımıda kesmişler dedim gelen posta askere böyle söyleyin imkan olsa katiyen hiç zorluk gösterirmiyim dedim.Bunu duyan Coşkun bey bana kızmış beni tuvalete hapis etti dedi.Bu arada giden posta vermiyor demiş yanlış söylemiş Coşkun beyde bana kızmış dedi.Tufan beyde Coşkun beye Osman ağa bize çok yardım yaptı silah mermi için elinden geldiği kadar yardım etti dedi ve Osman ağa ile Coşkun beyi barıştırdı ve içeri gittiler.Bir saat sonra Osman ağa evine gitti ve Tufan bey ile Coşkun beyde dışarı çıktılar ve Tufan bey bize hitaben ‘Arkadaşlar içinizden iki kişi gönüllü gelsin dedi ben ve Eşkiler köyünden Yavru Durdu diye bir arkadaş çıktık.Atlarımıza bindik Tufan bey yaveri,ben ve Yavru Durdu ile birlikte Ceyhana doğru yola koyulduk.Tufan bey de silahlı bizde silahlıyız.Biraz gittikten sonra Tufan bey dediki şimdi ilk işimiz düşman hakkında rapor yapmak eğer her ne sebeble korkar kaçarsanız ilk defa sizi vururum tamamı? Evet tamam ya siz kaçarsanız bizde sizi vururuz tamam anlaştık şimdi dedi ve böylece Ceyhanın batısındaki demir köprü o zaman yoktu demir köprünün karşı istikametine geldik atları biraz gerideki ormanlık yere bağladık ve böylece nehirin kenarına kadar çalılıklar içerisinden ilerledik ve dürbünle bakmaya başladı Osman Tufan bey bizde karşıya bakıyoruz.Tufan bey bir rapor yazdı düşma hakkında ben orada bir hareket yaptım silahımı kaldırdım nişan aldım  şehrin içinde sağa sola giden bazı adamların kalabalık olduğu yere birkaç mermi atmaya niyetlendim.Bu hareketimi gören Osman Tufan bey ne yapıyorsun diye beni ikaz etti.Biz buraya düşmanın ne durumda ne yapıyorlar diye hakkında rapor yapmak için geldik senin hareketin asla yanlış düşman bizim bu hareketimizde bizi mermi ateşine yakar dedi ve beni ikaz etti.Böylece oradan geri döndük Tufan beyde yine geldiği yere gitti.

FRANSIZ KUVVETLERİN ERMENİLERE DESTEK GÖNDERMELERİ              

Aradan 5-6 gün geçmiştiki yine bir posta geldi Coşkun beye bir mektup getirdi.Mektupta Coşkun bey birliğinizi derhal Kozana çekin Hacın yani Saimbeylideki düşman kaçmış Kozana gelmiş ve kaçan bu Ermenileri kurtarmak için Adanadaki Fransız ordusu harekete geçmiş belki siz orada ablukada kalırsınız derhal geri çekilin diye bir name geldi.Nameyi yazan Kozan çete reislerinden Kurtoğlu mektubu bize okuyan Coşkun bey derhal bölüğe gereken emir verildi hemen harekete geçildi.Bölüğün emniyetini sağlamak için ben ve yine Yavru Durduyu keşif kolu olarak ileri sürdü eğerki düşman askeri ile bir anda karşılaşırsak derhal bize istikamet gösterin ve o yöne çekilelim dedi ve elimize birer beyaz bayrak verdi. Derhal yola koyulduk Tumlu ve İmamoğlu istikametine hareket ettik. Nihayet Tumluyu geşmiştikki düşman piyade taburu ile karşı karşıya geldik.Bizden 3-5 kilometre geriden gelen piyademize işaret verdik ve doğuya doğru atımızı hızla sürdük.Bizim piyadede hemen gördü onlarda doğuya doğru çekilmeye başladı.O anda düşman birlikleri bizim askerleri gördü makinalı ateşine tuttu ve orada 1 askerimiz şehit oldu. Asker Kadirliden Çözvelilerdendi.Nihayet düşmanın tesirli ateşinden kurtulduk Kozan Kayhan burnu mevkine geldik.Düşmanın uçağı var,tankı var bizim ise yalnız elimizde bir silahımız var.Silahlar alman ve rus malı kırık dökük silahlardı.Düşman Kozana doğru hareket halinde iken baktıki Türk kahramanları Kozan’ı müdafa için elinden geleni yapıyor durum kendileri için çok ağıra mal olacak o zaman keşif için bir uçak kaldırdı biraz sonra bizim bulunduğumuz yeri top ateşine tuttu fakat herhangi bir kayıbımız olmadı. Nihayet öğle oldu kumanyamız geldi yedik içtik Kozanı çember içine aldık Tufanbeyliden kaçan,Saimbeyliden kaçan  Ermeniler Kozana dolmuşlardı.Bizde bu Ermenileri yesir almaya ve Saimbeylideki 400 Türk müslümanın intikamını almak için canla başla uğraşıyorduk.İşte o zaman benim görevim bitti.

CAMIZLARIN (MANDALARIN) ERMENİLER TARAFINDAN ÇALINMASI

Tam o gün bana bir mektup geldi Ali ağadan 5 günden beri camızları bulamadık çalındığı kanaatindeyik yerine bu mektubu veren arkadaşa tüfeğini teslim et ve eve dön diyordu. Bende tüfeğimi mermimi mektubu getiren komşuma teslim ettim. Bölük komutanı Coşkun beyden izin aldım evime geldim. O gece düşman Kozandan kaçmış ve bir su değirmenine gelmişler.Suyun içerisinden arka arkaya kaçmışlar.Her nekadar düşmanla muharebe edilmiş isede düşman çok kurnazca su içinden akıp gitmiş nihayet sabah olunca iş anlaşılmış ama iş işten geçmiş düşman Adanaya düşmüş(ulaşmış).Ben bir gün sonra mallarımı aramak üzere Hürü uşağı köyüne gittim ve oralardan öğrendim ki camızları ermeni ve yerli hırsızlar çalmışlar önce Ceyhan kazasına oradan da Adana istikametine götürmüşler.Camızlar 20 adet olup içinde yavrusu evde kalan dahi vardı. Ben yine at bindim Adananın yolunu tuttum.İşte Kozan olaylarından 1 hafta geçmiştiki Adanaya vardım.Her taraf ermeni ve Fransız askerleriyle kaynıyordu.Adanaya varır varmaz ilk işim Kadirliden kaçan Ermenileri buldum benimle Kadirlide iken iyi konuştuğum Karalit adındaki ermeniyi aradım ve buldum ermeni bana sarıldı,kucakladı hasret giderdik.Bana nedir başındaki iş bu anda hertaraf ateş içinde senin işin ne burada dedi.Bende hadiseyi anlattım camızlarımı çalmışlar Adanaya getirmişler dedim.Peki haydi gidek bakak hanlara dedi ve böylece dostum Karalit ile hanlara baktık.Nihayet bir handa malları bulduk Karalit sordu bu mallar kimin dedi hancılık yapan ermenide falan ermeninin dedi.Dostum ermeni beni bir kenara çekerek İsmail sen bu işten fezaat gel bu malı alan ermeni cok azılı bir belalı adamdır sana bir kötülüğü dokunur dedi.Bende işin vahametini düşünerek malı bırakıp ermeni ile evine geldim. Dostum ermeni Kadirliden gelen ermenilere haber yolladı akşam sohbeti ve konuşmalar yaptık.Her gelen Kadirli ermenileri beni kucaklayıp öpüyorlar Kars’ın(Kadirli) gülü diye nihayet gece olunca dostum ermeni bana dediki haydi Kadirliden gelen falan ermeninin düğünü var gidek seyredek dedi.Bende haydi dedim kalktık düğün yerine vardık .Ermeniler caz çalıyor dans yapıyorlar lı lı lı  çekiyorlar,şenlik yapıyorlardı.Bir ara Kadirliden gelme Yığşi isimli bir ermeni maması (eşi) ile öyle bir dans ettiki hayret ettim.Nihayet tam düğünün şen saatlerinde içeri 2 kişi girdi ikiside uzun boylu sarışın gök gözlü üzerlerinde kamohor fişeklik vurulu(takılı) boğazlarında dürbünleri asılı, sarı çizmeli,  bellerinde barebellum tabancalı biri önde öbürü arkada girdiler.Bütün ermeniler ayağa kalktılar.Gelen o kişilere iltifat ettiler ve hal hatır sordular.Bende dostum ermeniye sordum bunlar da kim dedim.Ah..hiç sorma bu hain işte Aram çavuş dedikleri bilmem neresini ne yaptığımdır dedi ve işte bizim ile sizin aranızı açanda budur.Bu Ruslar tarafından yetiştirilmiş ve önce Sıvasa sonrada Kayseri ve Hacına gönderilmiş bir komitecidir ve bana dediki buranın tadı kaçtı haydi eve gidelim dedi nihayet ermeninin evine geldim.Sabah olunca vedalaştık ermeniden ayrıldım.Ermeni bana çok iltifatta bulundu iltifatı yine geri Kadirliye gelirde bu dostum Türk de bana yardımcı olur diye ümit ediyordu çok şükür ki bir daha dönmediler.

ERMENİ YIĞŞI’NİN KURTARILMASI VE CIĞCIK KÖYÜNDEN KAÇIRILMASI (Babam bu olayı 1959 veya 1960 yıllarında şöyle anlattı.)

Cığcık köyünün ileri gelenlerinden Kıryusuflar namı ile anılan yani şimdiki bizim tanıdığımız Döğüşçü ailesinden nam şöhreti Kürt Veli denilen adam yukarıda anlattığımız gibi ermeni dostu imiş.Birgün Kadirli yani Kars ayaklanmasından sonra hadise şöyle gelişiyor.Ermeni ileri gelenlerinden Yığşı isimli ermeni ile dost ve ahbab olmuşlar.Yığşı o gün kazadan Cığcık köyüne Kürt Veli dostunun yanına misafirliğe gitmiş iş olacak ya tesadüfen Kadirli olayları o anda başlamış tabi ermeninin hiçbir şeyden haberi olmadığı için o anda Cığcık köyünde bulunuyormuş birde ne görsün Kadirli de harekat başladı.Bütün Ermenileri yakalamak için köylere haberci gönderilmiş gelen haberci köydeki ermenilerin yakalanması için Kadirliden haber getirmiş  o anda Kürt Velinin dostu ermeni olaydan haberdar olmuş nihayet ev sahibi dostuna ya dostum siz Türkler dostluğunuza sağlam kişilersiniz beni şimdi diğer köylüler tutar ve öldürürler beni kurtar diye başlamış ricaya bu durumu bilen Kürt Veli ata biner ermeniyide atının terkisine alarak köyden kaçırır.Köylülerde biraz yakalamak için kovalarlarsada Kürt Veli ermeni Yığşı’yi köylüye teslim etmez ve nihayet Kadirliye ulaştırır.Ermeni kurtulduğuna bin teşekkür eder öbür ermeni arkadaşları ile birlikte birleşirler ve Kozan’a kaçarlar ve nihayet Kozanda da durmazlar Adana’ya geçerler .

ERMENİ YIĞŞI’NİN KADİRLİ’YE GELİŞİ (7 MART 1960)  (İbrahim Özcan’ın anlatımı)

1960 yılının 7 mart günü Kadirli kurtuluş günü idi bizde kurtuluş seyretmek üzere şehre gitmiştik. Bizim köyümüzün yaşlıları ermeni Yığşı, Kürt Veli’yi ziyarete  gelmiş dediler.Daha önce birkaç defa daha gelmiş lakin bizlere tesadüf etmemişti.Babamda bize dediki size ermeni Yığşı’yi göstereyim.Bu  ermeninin  bizim köyde birkaç parça tarlası kaldı onuda hazine sattı komşular aldılar şimdi ermeni Kadirli’ye ziyarete gelmiş  dedi.Bizde merak ettik nasıl bir adam bu ermeni dedik.Kadirlinin meşhur çamlı kahvesine oturduk biraz sonra ermeni ile Kürt Veli geldiler.Babam ermeni ile hal hatır sordular ve köyden ermeni Yığşı’nin zamanının gençlerini çağırıyorlar dostum bu zatı tanıdınmı diye soruyorlar.Ermeni o şahsın ailesini bildiği için bu şahıs falanca aileden deyip adamın kimliğini biliyor.Böylece ermeni 3 veya 4 kişinin kimliğini ve hangi aileden olduğunu bildi nihayet babam şöyle bir mevzu anlattı.Orada birçok kalabalık dinlemeye başladı.Arkadaşlar bu gördüğünüz ermeni Yığşı tabi ihtiyarlamış fakat bu genç iken pehlivandı.Kadirli de çok güreşirdi güreştiğinide yıkardı dedi.Yığşı da evet diye tasdik etti ve babam dediki Yığşı çok zengin idi ata da çok meraklı idi 100 madeni liraya bir at aldı yani 100 kırmızı lira verdi dedi .Cuma günleri cirit oynanırdı cirit yeride şimdiki çukobirliğin güney kısmı idi orada bir kuppa vardı yani virane bir kulübe vardı onada kuppa derlerdi işte orada cirit oynanırdı.Bu Yığşı’nın atına hiçbir at yetişemezdi dedi.Yığşı yine evet dedi yine babam İsmail Özcan size bir şey anlatacağım iyi dinleyin arkadaşlar dedi.Oradaki halk da kulak kesip dinlemeye başladılar.1919 veya 1920 yılında bu Ermeniler ile aramız açıldı harp durumuna girdik.Ermeniler Fransız ve İngilizlerin himayesindelerdi biz ise Osmanlı padişahından Atatürk dönemine geçmek üzere idik bizde Ermenileri bu yurttan atmak için bir çare arıyorduk Atatürk gizliden bir tamim yollamış herkes bir silah alsın ve çete olsun demiş bende bir mavzer aldım 100 mermi ile birlikte çete yazıldım o zamanın ileri şahısları çete kurup sağda solda Fransız ve Ermenileri korkutup ve kaçırma harekatına başladık.Bende çete olarak yazıldım Tatarlı bölüğü namı ile Tevfik Coşkun beyin bölüğüne intikal ettim.Bölük komutanı Tevfik Coşkun takım komutanı kardeşi Hüsnü Coşkun bölük yekünü 50-60 kişilik bir birlik idik.Nihayet Hacın bozulmuş yani şimdiki Saimbeyli kazasından ermeniler kaçmışlar Kozan’a düşmüşler(ulaşmışlar) bizim bölükte Ceyhan Küçük Mangıt köyünde karargah kurmuştuk haber geldi Coşkun beye birliğimizi Kozan’ın Hamam köyüne çekilmemiz emir olunmuş nihayet Hamam köyüne geldik yukarıda da anlattığım gibi benim için Coşkun beye bir mektup geldi ve beni istediler ben de mektupta yazılan kaybolan malların takibi için Ceyhan’a oradan da Adana’ya vardım.Nihayet dostum Karalit vasıtasıyla malları bulduk ve mala sahip çıkmaktan vazgeçtim.Nihayet akşam düğüne vardık .Düğünde caz çalıyor dans yapılıyordu.Bu Yığşı, hanımı ile çok güzel dans etti karısı kollarını Yığşı’nın boynundan attı bacaklarınıda Yığşı’nın beline doladı kıvrana kıvrana öyle bir oynadıki arkadaşlar görmeniz lazım dedi.O anda Yığşı kalktığı gibi babam İsmail Özcan’ın elini sıktı ve oradaki halka döndü dediki İsmail ağa çok doğru konuştu söylediği sözlerinin hepsi doğrudur dedi babama yahu sen nasıl geldin oraya nasıl buldun bizleri dedi ve babamın defalarca elini sıktı teşekkür etti.Sonra Yığşı şöyle devam etti biz Adana’dan sonra Halep ,Şam ve sonrada Beyrut’a gittik ve Beyrut’ta ev aldık orayı vatan edindik lakin gözümüz burada açıldığı için burayı unutamıyoruz dedi.Nihayet mevzuda burada bitti vesselam…

Not:Yukarıda yazılan hatıralar Merhum İbrahim ÖZCAN’ın yazmış olduğu günlükten alınmıştır.

Değerli okurlar bu güzel vatan topraklarını bizlere emanet eden başta ulu önder Atatürk olmak üzere tüm kahramanlarımızı saygı, minnet ve şükranla anıyoruz.

 www.vayvaylikoyu.com                                                                                                            

iletişim: vayvaylikoyu@gmail.com